Doğaçlama nadiren fikir eksikliğinden başarısız olur, genellikle tam tersinden başarısız olur. Sahnede şu an mutlaka "teslim etmem gerek" hissine kapılan kişi sahneyi katıksız tempolar yığınıyla iter ve böylece asıl olanı, oyun arkadaşının az önce sunduğu şeyi kaçırır. Keith Johnstone'un buna verdiği yanıt başta sıradan gelir: Bir eylem. Sonra beklemek. Ama prova salonunda asıl dişimizi kıran egzersiz tam da budur.
Single-Offer ilkesi
Bir "teklif" (offer), sahneye bilinçli olarak koyduğumuz her şeydir: bir cümle, bir bakış, bir jest, bir hareket. Bir teklifi iyi yapan şey orijinallik değil, netliktir. Tek başına net bir teklif bir çapa gibi işler. Ortağın oraya tutunup tepki verebilir.
Aynı anda üç şey ise artık teklif değildir, gürültüdür:
A kapıyı açar, telefon çalar, A der ki: "Tatlım, hamileyim!"
Ortak şimdi neyi alacak? Hamilenin kendisini mi? Telefonu mu? Belli ki önemli bir şey haber veren kapıyı mı? Hepsini aynı anda fırlattığımız anda diğer kişinin tutunacağı somut bir şey kalmıyor ve seyirci ipi kaybediyor.
Zarif çözüm bunun tam tersi: bir eylem, sonra sessizlik, sonra tepki. Sonraki adım o tepkiden neredeyse kendiliğinden gelişir. Çoğu zaman önceden kafamızdaki herhangi bir fikirden daha iyi.
Sessizlik tuzağı
Sahnedeki duraksamalar çoğu kişi için kişisel bir başarısızlık gibi hissedilir. Üç saniyelik sessizlik, sonsuzluk gibi algılanır. Bu yüzden sadece sessizliği doldurmak için konuşmaya devam ederiz. İşte tam orada en sinsi tuzaklardan biri yatar:
Sadece konuşmaya devam eden kişi açıkça blok yapmıyor, dolaylı olarak blok yapıyor. Ortağın teklifini fark bile etmemiş, çünkü kendi sıradaki fikriyle çok meşguldü. Sonuç: yan yana duran iki oyuncu, ikisi de söz ustası, belki komik bile, ama her biri kendi sahnesini oynuyor. Kâğıt üstünde ekip işi gibi görünüyor. Gerçekte iki oyuncu birbiriyle hiç karşılaşmamış.
Asıl dinleme ancak duraksama ile mümkün olur. Ve gerçek dinleme olmadan "Evet, ve..." de yoktur. Cidden yoktur.
Statü tahterevallisi
Statü, Johnstone'a göre, birinin sahip olduğu bir özellik değildir. Statü, anında yapılan bir şeydir, yapmak demek: gidip gelmek demek. Johnstone bunun için tahterevalli (see-saw) imgesini kullanıyor.
Bir statü hareketi yaptığımızda, örneğin sormadan bir sandalye almak ya da diğerini istemediği halde düzeltmek, asıl olan bir saniye sonra olur. Ortak nasıl tepki verir? Statüsünü düşürür mü (özür diler, geri çekilir)? Karşı koyar mı (soğur, üzerine geçer)? Hiç fark etmemiş gibi mi davranır?
Kendi hareketinden hemen sonra konuşmaya devam eden, o saniyeyi atlar. Ve onunla birlikte tahterevallinin tamamını atlar. Geriye, rolünü oynamak yerine sahiplenen biri kalır. Seyirci için bu sahne gibi değil, konferans gibi hissettirir.
Reincorporation: seyirci her şeyin planlanmış olduğunu neden düşünür
Gerçekten dinleyen, yol boyunca malzeme toplar. Yakaladığımız her küçük ayrıntı sonradan oyuna geri gelebilir. İşte Johnstone'un Reincorporation'ı, yeniden ele alma. Daha önce geçerken anılmış bir şeyi ele alır ve hikâyeye böylece bir biçim verirsin.
Örnek: ilk iki dakikada ortak ağzından kaçarcasına köpeğinden söz eder. Hemen üstüne atlamadan, sadece kayda alıp bırakırız. On dakika sonra, bambaşka bir çatışma çizgisinde köpek geri gelir. Beklenmedik bir kıvrım olarak, duygusal bir anahtar olarak, son nokta olarak. Aniden seyirci şöyle düşünür: "Aha, demek hepsi planlıymış!"
Değildi. Sadece dinleyen biri vardı. Reincorporation, sabrın ödülüdür.
Pratikte
Sahnede yine aynı anda fazla şey aklımıza üşüştüğünde, doğaçlamanın bildiği en basit rutin şudur:
- Bir eylem. Net, tek, ek olmadan.
- Geri ne geliyor diye bakmak. Üç saniye sürse bile.
- Sonraki adımı tepkiden geliştirmek, kendi planından değil.
Doğaçlamada sabır pasifliğin işareti değil, hâkimiyetin işaretidir. Üç saniyelik sessizlik, prova salonundan bakıldığında zayıflık gibi görünür. Seyirciden bakıldığında tam tersi.